Tem
6th

Leyla’ daki SıR…

Posted by admin

Dünyada olmanın ardında gizlenen bir gerçek varki çoğumuz bunun farkında bile değiliz. Farkında olmamakda binevi ruhumuza giydirilen elbiselerdendir. Oyüzdendir ki adına gaflet denmiş. Bu elbiseyi giyince gözümüzün hiçbir şey görmemesi bir yana, kirlenince yıkanması gerektiğini bile kavramak gaflete kurban gidiyor. ”Gardıropta başka elbise mi yok? Onları giymek dururken niye ‘gaflet’ markayı giyelim ki?” diyenler çıkacaktır elbet. Haklısınız. Hırs, şöhret, ümit, ümitsizlik, aşk, entrika, dedikodu… gibi onlarcası varken, niye sadece bir tanesiyle yetinelim?

Kendi kendime diyorum ki: Cesaretin varsa “aşk” elbisesini giy bakalım. Bu asırda, hem de aşkın sadece dillerde dolaştığı bir hengâmede, onu giyip dolaşmak biraz fermana mahsus gibi görünüyor. Gibisi fazla, esasen öyle. Siz ne dersiniz? Bana katılır mısınız, yoksa “Git işine kardeşim!” mi dersiniz? Her iki grubun da taraftarı çıkacaktır, muhtemelen.

Aşkın dillerde dolaşması çok bilinen bir tabir. Atarsınız ortaya aşkla ilgili bir konu ve dillerin -esasında ellerin- ne söylediğine bakarsınız. Aşk için destan düzenler, geçilmedik köprü aşılmadık dağ bırakmayanlar, aşk yoluna kendini kurban edenler… Daha neler neler…

Bugünlerde aşk, farklı bir tezgâha konu olmuş. Tezgâhın başlığı ise şu: Aşk mı para mı? Alın size asrın geyiği… Niye asrın geyiği olsunki? Hz. Adem’ den bu yana düzenlenen en geyik mavra. Böyle dar bir çerçeveye aşkı hapsetmek, aşka yapılacak en büyük hakarettir… Sadece bir asırla sınırlandırılmış olmak, aşk için züldür, tahkirdir. Aşk, bundan utanır, kahrolur, Mecnun olup çöllere düşer. Ve dahi elimizde kalan son muhabbet mesnedi de uçar, gider. Sonra ne yaparız? Kime ya da kimlere âşık oluruz? İlginçtir, asrın geyiğinden çıkan sonuçlar aşkın lehine değil, onu hatırlatırım. Değerli aşkseverler, aşk bize küserse hâlimiz nice olur? Düşünmek bile insanı tedirgin ediyor. Üslubumuz alay ediyor şeklinde algılanmasın. Nesöylüyorsam samimiyetimdendir. Babalarımızdan, dedelerimizden, ninelerimizden dinlediğimiz o eski aşk hikayeleri yok artık. Gençlerin aşk anlayışı sadece ten alakalı. Leylâ ile Mecnun’un aşkından bahsettiğiniz zaman “Moruk, kaçıncı asırdayız” mızrağı göğsünüze değil kalbinize saplanıyor artık. Maalesef doğrudur efendim. Mesnevi çağında değiliz, “Matriks” devrindeyiz, mankenler sergisindeyiz. “Anlaşamazsak ayrılırız, hele önce bir deneyelim” sahilindeyiz. Nasılsa işin geyiğinde değil miyiz? Televole destekli gece firârîlerinin cirit oynadığı bir aşk? ülkesindeyiz. Televizyon başında henüz gençliğinin baharında bunları seyreden bir gencin hafızasına ve âlemine nakşolan bu sahneler, çok geçmeden meyvesini verir… Işıklı ve şatafatlı hayatın bedelini ödemek kolay değildir, sanıldığı gibi. Uzaktan davulun sesinin hoş geldiği elbet doğrudur; ama ne zamana kadar? Davuldan mümkün mertebe uzak kalındığı sürece. Yaklaşırsanız işin tılsımı bozulur.. Bunlar revaçta olduğu müddet asrın geyikleri daima paradan yana olacaklardır. Çünkü kendilerine izletilen zehirli sahnelere ulaşmanın tek bir yolu var: Para. Napolyon’un vird-i zebanı. Dilinde zikir edindiği mergup meta. Hiç eskimeyen, asırlar ötesinden gelen yastık altı ve dahi banka sürgünü. En çok sevilen mahkûm: Para, para, para. Yokluğu herkeste en derin yara. !

Hülyalar, sevdalar, hayaller çoğaldı; fakat Leylâlar azaldı maalesef. Leylâ, yalnızca bir aşkın terennüm edildiği son nokta değil. ”Aşk nedir?” diye sorulduğunda “Yanıyorum abiii!” şeklinde alınan cevap değildir aşk… Kavuşulduğunda azalan ya da bitmeye yüz tutan değildir aşk. “Aşk bir sudur, iç iç kudur” kabilinden teranelerin toplumda ikâme edilmeye çalışıldığı zartalak efendinin düzmeceleri de değildir aşk. Nedir o zaman aşk? Fuzûlî üstat desin:

İlim kesbiyle pâye-i rif’at
Bir hayal-i muhal imiş ancak
Aşk imiş her ne var âlemde
İlim bir kıyl u kâl imiş ancak!!!

Evet, âlemin kendisi aşktır zaten. Her nevarsa gözün gördüğü, görebildiği aşk adına var. Ve bütün bunların maverasında yani ötesinde, işte Leylâ var. Ancak, Mecnun olunmadan bulmak kime nasip olsa gerek? Mecnun, önce Leylâ dedi, Leyla için yerini yurdunu terk etti. Çölleri mesken edindi. Alay konusu oldu. Gülünç duruma düştü. En sonunda aradığını buldu: Leylâ’da Mevlâ’yı buldu…

Şimdi mesnevi çağı değil, milenyum çağı ya da adına her ne denirse… Adına ilim denilen “izm” lerin karanlığında yolunu kaybetmiş, sözüm ona (z)âlim efendilerin çizdiği bataklık yolda giden gençlerin hedefinde Mevlâ olmadıktan sonra, varsın Leylâ da olmasın, aşkda olmasın. Ne çıkar?

Nerdesin şehir kızı Leylâ? Nevfel’in orduları yok yanımda; ama son model silahlarla savaşırım senin için. Yeter ki bana Mecnun olmayı öğret!!!

Tem
1st

Senin Yüzünden…

Posted by admin

Senin yüzünden düştüm aşka,

Senin yüzünden  hayat şimdi başka,

Senin yüzündendi hep ağlayışım,

Ben umutlarımı sana bağlamışım..

Senin yanındayken güneşin batışı duyguluydu,

Seninle tüm boş anlarım doluydu,

Senin yüzünden fırtınaları sevmiştim..

Seninle yağmurda ıslanmayı seçmiştim..

Senin içindi inan  gülüşüm,

Ben seninle acılara gülmüşüm,

Sendin…

Evet, sen;

Benim kaldırım taşından yonttuğum sevdam.

Seninle başladı benim hüzünlere meydan okuyan kavgam.

            

Bu ilkti ,

Bu sondu;

Göğe uzanan ürkek dalıma uzun tırnaklı bir şahin kondu..

Kırıldım en ince acılara,

Çaresizce  kucağına düştüğüm, köklerime dökülmüş betondu..

Senin yüzünden mahkumum şimdi

Senin hayaline tutkunum şimdi

Sana çarpıyor sesimin tüm yılgınlıkları

Sana haykırasım geliyor tüm çılgınlıkları

Senin yüzünden ellerim titriyor bazen

Nefesim zonkluyor, aklım kesiliyor birden..

Seninle yalnızım odamda hergün

Senin yüzünden bedenim hayattan sürgün

Senin yüzünden ben mazluma hükmedildim

Yine senin kaleminle idama gönderildim

Senin gözlerinde can buldu diye canım

Senin yüzünden yaralı  her yanım

Hep  senin yüzünden işte sevincim ve hüznüm

Senin yüzünden böyle divaneliğe düştüm…

 

Havva KULOĞLU

Haz
30th

Aska Ve Terke Dair….

Posted by admin


Bazen öyle bir iliskiye tutulursunuz ki, ne sevebilir,ne
terkedebilirsiniz… Kör kütük baglanmissinizdir aslinda.. En güzel
yillarinizin, aci tatli hatiralarinizin ortagidir; iç çekismelerinizin
müsebbibi, yazilarinizin ilhami,sohbetlerinizin konusudur. Gözyaslarinizda,
bilinçaltinizda, kahkahanizdadir.Korkunca saklandiginiz bir siginak,cosunca
öptügünüz bir bayrak…Sevdaniz riyasiz, çikarsiz, karsiliksizdir.Sinirsiz
ve nihayetsiz;
”Ölmek var, dönmek yok”tur.

Lakin gün gelir anlarsiniz; içten içe bir seylerin kanadigini..
Tutkulu sevdalarin gizli hançerleri baslar parildamaya…Surasindan,
burasindan elestirmeye koyulursunuz:”Söyle görünse, öyle demese, degisse biraz ya da eskisi gibi olsa…”
Baskalarini örnek göstermeye, “Bak onlar nasil yasiyor” demeye
baslarsiniz. Hem birlikte yasayip, hem özgür olmanin yollarini ararsiniz.
Askinizin gözü kör degildir artik, yanlisini görür düzeltmek istersiniz.
“Eskiden böyle miydi ya..” diye baslayan sohbetlerde
açilir elestirinin kapisi; açildikça, bastirilmis itirazlar yükselir
bilinçaltindan… Böyle süremeyecegini bilirsiniz. Degissin istersiniz.
O, sevgisizliginize yorar bunu… Ihanete sayar. Tutkulu iliskilerde
ihanetin bedeli ölümdür. “Ya sev böyle ya da terket” diye gürler…

Bir zamanlar bir gülücügüyle alacakaranligi isitan o rüya, bir kabusa
dönüsür birden… Kapatir gönlünün kapilarini, yasaklar kendini size…
Hoyrattir, bakmaz yüzünüze… Zehir akar dilinden, konusturmaz,
suçlar,yargilar mahkum eder. Mühürler dudaklarinizi, yirtar atar
yazdiklarinizi, siler sizi defterden… “Iyiligin içindi hepsi, seni
sevdigim için…” dersiniz,dinletemezsiniz. Ayrilirsaniz asamayacaginizi
bilirsiniz, lakin böyle de sevemezsiniz. Ihanetten kirilmistir kaleminiz;
severek, terk edersiniz…


“Madem öyle…”nin çagi baslar ondan sonra…Madem ki siz böylesine
tutkunken, o hep baskalarini seçmistir, madem ki kiymetinizi bilmemistir, o
halde “günah sizden gitmistir”. Lanet ederek bu karsiliksiz aska, çekip
gitmeleri denersiniz. Askin göçmenlik çagi baslar böylece… Daha özgür
olacaginiz limanlara demirlerseniz bir süre… Ne var ki unutamaz, uzaktan
uzaga izlersiniz olup biteni… Etrafi bir sürü ugursuzla dolmus, kurda kusa
yem olmustur. Deli kanlilar, eli kanlilar, ugruna ölenler, sirtina binenler
sarmistir
çevresini… Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar
diye… Ugruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla… “Bana
ne… kendi seçimi” diye omuz silkmeye çabalarsiniz bir süre…. Ama sonra…
ansizin kulagimiza çalinan bir sarki ya da kapi araligindan süzülüp gelen
bir koku, hatirlatir onu yeniden… Yaban ellerde,
baska kollarda ondan bahseder aglarsiniz. Kokusunu özlersiniz; türküsünü
söylemeyi, sarkisini dinlemeyi, yemegini yemeyi, elinden bir kadeh
raki içmeyi…. Karsi nehrin kenarindan hasret siirleri haykirirsiniz, sular
kulagina fisildasin diye..
Dönüp “Seni hala seviyorum” diye bagirmak geçer içinizden…Dönemezsiniz.
Göremedikçe baglanir, uzaklastikça yakinlasirsiniz.

Anlarsiniz ki bir çaresiz asktir bu, ne onunla olur, ne onsuz… Hem
kollarinda ölmek, kucagina gömülmek arzusu, hem “Ne olacak
sonunda”kuskusu… Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz. Sürünür
gidersiniz…

 

Haz
29th

VURGUN

Posted by admin

 O  gün, sen oturuyodun galiba bende..

İkimiz  de yolcumuyduk bir trende bilmem.. Biran gözlerimiz karşılaştı, ben sustum, sen kaçırdın gözlerini benden. Bir daha deyseydi biliyodum ki ben yine susacaktım, sense geceye çevirecektin gündüzü. Bilmezdin benim küskün olduğumu, öyle ya nerden bilecektin, hiç merak etmedin kii! ! ! Ama sen de haklıydın. İkimizde sadece iki yolcuyduk ağır giden trende…

 

ama biliyordum. Söyleyemedim…

 

Söylesem de inanmazlardı zaten. Görmüştüm alnına düşen saçları tarayan elleri ve kirpiğinde saklı duran inciyi.. Şarkılar söylerdin ona. Duygu yüklü dilekler asardın hayalin dallarını. Çok mu sevdin onu gerçekten? Yani o bakınca gözlerine benim göremediğimi, görür müydü? Susmadığı için mi sevdin onu yada sustuğum için mi sevmedin beni?

 

onunla konuştuğunuz kırları anlatmadın bana..

 

Sesin çiçekler aradı ondan bahsettiğinde ben duyardım. Gizli saklı bakardım ona. Ben gizli miydim? Beni gizleyemedim diye mi sevmedin beni ya da sen beni gizleseydin sever miydin gerçekten?

 

 kışlar sıcak olur yağmurlar daha güzel yağardı o yanındayken..

Daha bir güzeldi şehirler, şehir isimleri. Yalanlar gerçek olmadı diye mi sevmedin beni? Yada ben, gerçekler yalan diyemi sevdim seni?

 

küstüm artık şiirlere, kalemlere.Sen iyi yazardın aşkı. Bana okumazdın ama ben duyardım. Soğuk havalarda yanına çağırırdın onu. Sıcak çaylar içerdiniz. İçin ısınırdı.Ben çağırsam da gelir miydin?

 

Nasıl alıştın ona? Sözlerine, gözlerine, ellerine.. Güzeldi değil mi? Ona bakınca geri alamazdın bakışlarını. Ben izlerdim seni uzaktan. Mutluydun. İşte o gün bir kez daha küstüm kaldırım taşlarına, dost yüzlerine

 

Şimdi bütün soru işaretlerini ünleme çevirip, kendimi parantez içine alarak terk ettim seni. Haberin oldu mu, gittiğimden? Öyle bakma kimse söylemediyse sana bu benim suçum değil, hadi hoşçakal. Dur gitme! Son bir şey daha                                                                                  

 

            GERÇEKTEN HİÇ SEVMEDİN Mİ BENİ???

Haz
2nd

Hayata Donus (Ask Mektubu)

Posted by admin

Gözlerini üzerime dikmiş yüzünde gülümseme bana doğru ilerliyordu. ” Merhaba” dedi O dakikalarda bu kelimenin hayatımı ne denli değiştireceğini tahmin edemezdim. 2 yıldır arkadaşlığımız devam ediyordu. Fındık kabuğunu dolduramayacak bir sebepten bilmem kaçıncı kez ayrılmıştık.
Bana inat olsun diye arkadaşlarımdan birine çıkma teklif etmişti. Aylardan sonra beni bir cafeye davet ettiğinde her şeyden habersiz barışmak için çağırdığını düşünerek gittim. Saatler boyu flörtünden bahsetti. Sahte gülümsemeler takılıyor, gözümün önüne düşen göz yaşlarımı engellemeye çalışıyordum. Artık gücüm tükenmişti. Hızla ayağa kalktım. O da hızla kalktı, kolumu tuttu ve gitmeme izin vermedi. Beni deliler gibi sevdiğini söylediğinde etrafımdaki meraklı gözlere aldırmadan hıçkırıklarla ağlamaya başladım. En kısa zamanda diğer kıza her şeyi anlatıp ayrılacaktı.
Bu olaydan sonra 2 hafta geçti. Beni hiç aramadı acaba o kızı mı tercih etmişti. Bir telefon kulübesinden onu aradım. Karşımdaki ses onun trafik kazası geçirdiğini yoğun bakımda olduğunu söylüyordu. Ona ” senin için döktüğüm her damla gözyaşının cezasını umarım çekersin” demiştim. Ama böyle olsun istememiştim. Bu kez onu tamamen kaybetme korkusundan ağlıyordum. Ankara’^da bir hastanedeydi. Doktorlar yaşaması için şans vermiyordu. Cenaze işlemleri başlamıştı. Tabutuna konulacak yakaya takılacak fotoğraflar hazırlanmıştı. Eş dost hastane kapısında bekliyordu. Bu bekleyiş üç ayı tamamlamıştı. Doktorlar anneyi hastanın yaşam destek ünitelerinden çıkarılması için ikna etmeye çalışıyordu. Çünkü onlara göre yaşasa bile eski sağlıklı günlerine dönemeyecekti. Anne kararlıydı son nefesine kadar yanında olacaktı. Günlerce yanından ayrılmadan onunla konuştu. Ellerini tutmuş yine gelecekten söz ederken parmaklarını kıpırdatarak oğlunun tepki verdiğini fördü. Sevinçten hastane koridorlarında kahkahalar atıyordu. Doktorların ” Olmaz” dediğini ana-oğul başarmıştı. 2 yıl olmuştu onu bu süre içerisinde hiç görmemiştim. Bu süre içerisinde onu hiç görmemiştim. Şimdi karşımdaydı, çok değişmişti. Bazı zamanlar beni çileden çıkartıyordu, ona katlanamıyordum. Psikolojik tedavi görüyordu. Yine bir ayrılık zamanıydı telefonda evlenme teklifinde bulunduğunda ciddiye almamıştım. Israrla kendisini görmeye gelmemi istiyordu, yine bir ameliyat geçirmişti. Ziyarete gittiğimde evlenme teklifini yineledi. Hayatımızın 3 yılını bu kaza yüzünden kaybetmiştik. Artık başka vakit kaybetmenin bir anlamı yoktu.
Rüya gibi bir düğünle hayatımızı birleştirdik. Tabuta konması için hazırlanan fotoğrafı duvara astık. Ona her baktığımızda küçük kızımıza ve hayata sımsıkı sarılarak bize verdiği mutluluk için Allah’a şükrediyoruz. Tüm mutluluklar sevenlerin olsun

Mirc İndir , Spcirt İndir , Chattur Spcirt İndir , Mirc Sohbet İndir


Tur Fm



© 2012 Sohbetsayfalari.com